Doğa Gözcüleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, Başbakan
Recep Tayyip Erdoğan'ın Rize'de çevrecilerle ilgili açıklamaları üzerine kendisine açık mektup yazdı.
Sarı, mektubunda marjinal gruplara kızarak bizleri de aynı sepete koymayın çağrısı yaparak, hükümetin hasmı veya karşıtı olmadıkları aksine hükümetin kalkınma çabalarını sürdürülebilir kılacak önerileri geliştiren gönüllüler olduklarını yazdı.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Ziraat Fakültesi Su Ürünleri Bölümü Öğretim Üyesi ve Doğa Gözcüleri Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sarı, başbakanın çevre üzerindeki konuşmasından sonra kendisine açık bir mektup yazdı.
Sarı, mektubunda çevrecilik yapanlar tek bir sınıfa sığmayacak kadar karışım olduğunu belirterek, üstünde yaşadığımız doğanın korunarak kullanılmasını savunmanın ülkenin kalkınmasından başka bir amaçlarının olmadığını söyledi.
Mustafa Sarı, "Olumsuzlayarak andığınız çevreciler içinde marjinal kimi gruplar olmakla birlikte, genel anlamda çevreciler, uygar dünyada bilgi sahibi ve uzak görüşlü kişiler olarak bilinir ve görüşleri yasalarla ülke idaresine yansıyacak denli önemli ve saygındır. Bizler doğanın korunarak kullanılması işini 'kutsal bir görev' olarak görüyor; bunu işsizlikten değil, çok yoğun işlerimizle birlikte yürütmeye çalışıyoruz. Doğa Gözcüleri Derneği olarak sürdürülebilir balıkçılık yönetimine kavuşturulmaya çalışılan Van Gölü'nün tek sakini inci kefalı balıkçılığının cirosu koruma çalışmalarıyla 1,2 milyon dolardan 8 milyon dolara çıkardıklarını" yazdı.
Akarsuların boşu boşuna denizlere aktığı yönündeki bilgilerin yanlış olduğunu savunan Sarı, akarsuların denizlere çok faydalı besinleri taşıdığı, denizlerde avladığımız 500 bin ton balığını taşınan besin sonucu olduğunu vurguladı.
Sarı, akarsuların denizlere ulaşmasını engellenmesi halinde kısa süre sonra denizlerde ki balık miktarında azalma olacağını ifade etti.
Ucuza enerji üretme adına tüm akarsuların üzerinde çevresel boyut düşünülmeden hidroelektrik santrallerinin kurulmasının yanış olduğunu belirten Sarı, her türlü enerji üretim tesisinin çevreyi olumsuz etkileyeceği dikkate alınarak, akarsular üzerinde yapılması düşünülen küçük santrallerin çevreye olası etkileri düşünülmesi ve projeler acilen tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini savundu.
Hükümeti ve hükümetin enerji politikasını protesto edenlerin, geceleri gündüze dönüştürme yarışması yapar gibi kentleri, binaları ışıklarla aydınlatarak enerji israfı yaptıklarına dikkat çeken Sarı, israfın önlenmediği sürece tüm derelerden değil, küçük pınarlardan bile elektrik üretilse, yine de uzun vadeli enerji talebi karşılanmayacağını kaydetti.
AB yasalarının tümü, doğanın sürdürülebilir kullanımı için çalışan grupların uzun yıllar süren çalışmaları, bilgi birikimleri ve yaşanan acı sonuçları neticesinde ortaya çıktığını yazan Sarı, "Yeşillendirme, peyzaj planlaması, yol yapımı, suyu olmayan yere su götürülmesi tabiî ki olumsuz çalışmalar değil ve çevreciler buna karşı olamaz. Ancak eğer yeşillendirme yaparken Doğu Anadolu'daki bir kente palmiye dikilirse, yol yaparken hassas ekosistemleri koruyacak tedbirler alınmazsa, su getirirken doğal yaşamı koruyacak önlemler birlikte düşünülmezse, çevrecilerin görevi bunu yapanları uyarmak ve doğru yapılması yönünde çalışmaktır. Bu durumda da çevrecilere kızmak değil, teşekkür etmek gerekir. Diğer bir ifade ile çevreciler çoğu zaman yapılan işe değil, işin yapılışındaki çevresel dikkatsizliğe karşı çıkmaktadır" şeklinde konuştu.
"BİZİ MARJİNAL GRUPLARIN SEPETİNE KOYMAYIN"
Sarı, mektubunun son bölümünde Başbakan Erdoğan'a şöyle seslendi: "Sayın Başbakanım, bizim gibi doğanın korunarak kullanılması yönünde çalışan sivil toplumu örgütü, hükümetinizin hasmı veya karşıtı değil, aslında tam tersine kalkınma çabalarınızı sürdürülebilir kılacak önerileri geliştiren gönüllülerdir. Marjinal gruplara kızarak hepsini aynı sepete koyup atarsanız, onları ayrım yapmadan işsiz güçsüz insanlar olarak nitelerseniz, ülke sevgisini doğa sevgisi ile bütünleştirmiş çok büyük bir kitleye haksızlık etmiş olursunuz. Çevreciliğin gönül işi olduğunu vurgulayarak, açıklamalarınız ile kırılan bu gönüllerin, çok sık söylediğiniz (Biz gelmedik kavga için, bizim işimiz sevgi için. Dostun evi gönüllerdir, gönüller yapmaya geldik) ifadelerine uygun olarak bir an önce alınması mecburiyeti doğduğunu bildirmek isteriz. Doğayı korumanın insanı korumak olduğu düşüncesi ile gecesini gündüzüne katan bizler, gönülleri yıkılan değil, dostun evi olan gönülleri, yapılanlar olmamız gerektiğini saygıyla bildirmek isteriz." (CİHAN)