Cemaat TSK'yı Engel Görüyor

Cemaat TSK'yı Engel Görüyor
Facebook'da Paylaş Twitter'da Paylaş WhatsApp'da Paylaş Google News'de Paylaş

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Harp Akademileri'ndeki Yıllık Değerlendirme Toplantısında, "Demokratlık Kisvesi Altında TSK'yı Yıpratmaya Çalışmak Demokrasimizi Geliştirmeyecektir. TSK'yı, Çoğulculuğun Toplumsal Boyut Kazanmasında Engelleyici Bir Kurum Olarak Göstermek de Yanlıştır. Montesquieu'ye Göre Önyargı Bazı Şeyleri Dinlemek Değil Kendi Kendini Dinlemektir" Dedi.

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Harp Akademileri’ndeki yıllık değerlendirme toplantısında, "Demokratlık kisvesi altında TSK’yı yıpratmaya çalışmak demokrasimizi geliştirmeyecektir. TSK’yı, çoğulculuğun toplumsal boyut kazanmasında engelleyici bir kurum olarak göstermek de yanlıştır. Montesquieu’ye göre önyargı bazı şeyleri dinlemek değil kendi kendini dinlemektir" dedi.

KONUŞMANIN TAMAMINI OKUMAK İÇİN - İLGİLİ LİNK

BAŞBUĞ'UN KONUŞMASINDAN KARELER

Başbuğ’un mesajları şöyle:

TSK din karşıtı gösteriliyor

Toplumumuzun özellikle mütedeyyin kesimlerini etkilemek amacıyla TSK’yı din karşıtı olarak gösteren kötü niyetli propaganda kampanyalarıdır. Bu asker, Türk milletinin bizatihi kendisidir. Aynı hassasiyetlere sahiptir. Kim ne derse desin, Türk milletinin ordusu halktır, halktandır, halk içindir.

Atatürk dini gerekli görürdü

Atatürk, ’Din gerekli bir kurumdur. Dinsiz milletlerin devamına imkán yoktur. Yalnız şurası var ki, din Allah ile kul arasındaki bağlılıktır’ demişti. Ordunun halkımızın değerlerine saygı duymaması düşünülemez. Halkımızın arasında ordunun en yaygın adlarından birinin de ’Peygamber Ocağı’ olduğunu bilmekteyiz. Açıkça söyleyebiliriz ki, Silahlı Kuvvetler, hiçbir dönemde dine karşı olmamıştır. Bizim karşı olduğumuz husus, siyasi ve kişisel amaç ve çıkarlar için dinin ve dinî duyguların alet edilmesidir, araç olarak kullanılmasıdır.

Cemaatin üyesi değil birey olmalı

Dinin araçsal hale getirilmesi, dine yapılabilecek en büyük kötülük değil midir? Dinsel cemaatlerin siyasal alanda rol alması, modernitenin çok önemli bir özelliğinin aşındığı anlamına gelmez mi? Modern toplumlarda, kişi artık bir cemaatin üyesi olarak değil, birey ve vatandaş olarak yer almıyor mu?

Tepkisiz-etkisiz kalmayacağız

Bazı din eksenli cemaatler, kendilerini demokratik alanın oyuncusu olarak takdim etmekte, kendilerinin güçlü bir konuma geldiğine inanmaktadırlar. Ancak bu güç imajı ve algısı yanıltıcıdır. İşte bu tip bazı cemaatler hedeflerine ulaşmada kendileri için en büyük engel olarak Türk Silahlı Kuvvetleri’ni görmektedir. Bunun için de her fırsattan istifade ederek, destekleyicilerinin de yardımıyla TSK aleyhine faaliyetlerde bulunmaktadırlar. Bu yapılanlara karşı, hukuk devleti kapsamında TSK’nın tepkisiz ve etkisiz kalacağını düşünmek ise büyük yanılgıdır. Toplumu inanan-inanmayan, dindar-dindar olmayan ayrımı yapanlar, diğerlerinin iman ve dinî inançlarını değerlendirmeye kalkarak aslında İslam dinine karşı büyük bir suç işlemiyorlar mı?

Türkiye halkı Türk milletidir

ORGENERAL Başbuğ, Atatürk’ün, "Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir" ifadesini kullandıktan sonra ve metin dışına çıkarak, "Türkiye yerine Türk derseniz anlam düşer" dedi. Başbuğ şöyle konuştu: "Aynı ülkü etrafında toplanmış ve Türkiye sınırları içinde yaşayan Türkiye halkının, siyasal ve sosyolojik bir olgu etrafında kendi rızası ile birleşmesiyle bir milletin oluşacağı ve bu millete ise Türk milleti denileceği, Atatürk’ün ’Türk milleti’ tanımında açıkça yer almaktadır. ’Türk milleti’ tanımlamasındaki ’Türk’ sözcüğü bir sıfat olarak değil, değişik unsurların hepsine verilen ortak bir isim olarak kullanılmıştır."

Laikliğin önemini Obama da anladı

OBAMA TBMM’de, ’Atatürk’ün bıraktığı en büyük miras Türkiye’nin gücü ve laik demokrasisidir. ABD’nin en güçlü yanlarından biri, bizim son derece büyük bir Hıristiyan nüfusa sahip olmamıza rağmen, kendimizi bir Hıristiyan, bir Yahudi, bir Müslüman ulus olarak görmememizdir. Zannederim, modern Türkiye de benzer birtakım prensipler üzerine kuruldu’ dedi. Obama’nın bu sözlerinin, ulus-devletlerin bugün için de geçerliliğini koruduğunu anlamayanlara iyi bir cevap teşkil ettiğine inanıyorum.

Dağ kadrosunu indirmek için değişiklik gerekli

TERÖRLE mücadelede sürecin kısaltılması için alınabilecek bazı önlemlerin düne nazaran daha etkili sonuçlar doğurabileceğine inanıyoruz.

Devlet, örgüte katılımların nedenlerini iyi inceleyerek, alacağı tedbirlerle, örgüte katılımları kontrol altına almalıdır.

Devlet, dağ kadrosunun örgütten ayrılmasını sağlayacak şekilde, mevcut yasal düzenlemelerin daha iyi şekilde uygulanabilmesini sağlamak için bazı değişiklikler yapmalıdır.

Terörle mücadele, sadece terörist odaklı olarak görülmemelidir.

Terörle mücadele, devlet tarafından topyekûn şekilde, millî gücün bütün unsurları (güvenlik, ekonomi, sosyo-kültürel (eğitim ve sağlık dáhil), propaganda ve uluslararası) kullanılarak, koordineli ve etkin bir şekilde yürütülmelidir.

Terör örgütüne uluslararası verilen destek ve örgütün finans alanındaki serbestliği tam olarak engellenmelidir.

Irak’ın kuzeyindeki terör örgütünün varlığı -ki bu varlık örgüt için hayatidir- mutlaka etkisiz hale getirilmelidir.

Asimilasyon yok

DEVLET, Cumhuriyetin ilk yıllarında meydana gelen isyanlar nedeniyle ağır ikincil kültürel kimliklerin üst ortak birinci kimliğin önüne geçmesi ihtimaline karşı elbette bazı tedbirler almıştır. Bu bir gerçektir. Alınan tedbirleri bir asimilasyon politikası olarak değerlendiremeyiz. Fakat bu yapılanmalarda homojen, etnik bir yapı inşa etmek amaçlanmamıştır. Eğer devlet asimilasyon politikası uygulamış olsaydı... Ben de soruyorum 1928’de Batı’ya göç ettirilen birçok kişinin, ki aralarında isyancı liderler de vardı geri dönmelerini izin verilmesi. Bunu nasıl izah edersiniz? 84 yıllarına gelelim, bölücü terör örgütünün isteklerinin başladığı yıldır. 1938-84 yılları arasındaki huzur ve barış ortamını nasıl izah edeceğiz? Gerek Osmanlı İmparatorluğu ve gerek Cumhuriyet döneminde, Kürt kökenli vatandaşlarımıza devletçe sistematik asimilasyon politikası uygulanmamıştır.

Üniter devleti ve ulus-devleti koruruz

İKİNCİL kimlikler, ancak ikincil kültürel kimlik şeklinde bireysel seviyede yaşanabilir, geliştirilebilir ve korunabilir. Bunu kültürel bir zenginlik olarak görüyoruz. Bireysel özgürlüklerin sınırının, azınlık ve grup hakları ile kesişmesine, yeni azınlıklar ve üst-kimlikler yaratılmasına izin veremeyiz. İkincil kültürel kimliklerin Anayasal ve yasal çerçevede grup hakkı olarak tanınması Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, ulus-devlet ve üniter devlet yapısı içinde mümkün değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin bütün vatandaşlarına düşen görev ise sadakat içinde ülkesini ve milletini sevmektir. Unutulmamalıdır ki, Cumhuriyetin vatandaşı olmak sadece haklar değil, sorumluluklar da içerir. Bir ülkenin etnik çatışmaya sürüklenmesi, ülke sathında kardeş kavgasına sürüklenmesi demektir.

TSK taraftır

TSK; Atatürk’ün bize emanet ettiği ulus-devlet ve üniter-devlet yapısının korunmasında taraftır ve taraf olmaya da devam edecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın. Ne Osmanlı ne de cumhuriyet döneminde hiçbir kurumumuz etnik olarak yapılanmamıştır.

Kaynak: Demirören Haber Ajansı