Milli Eğitim Bakanı
Hüseyin Çelik, Türkiye'nin bir yol ayrımında olduğunu söyledi. Çelik, Türkiye'nin ya ulusalcılık ideolojisine sarılarak fakirliğe mahkum, içe kapanık bir ülke olacağını ya da küreselleşmenin etkin üyesi olarak ulusal zenginlik ve açılımın tarafında olacağını söyledi.
Hüseyin Çelik, İstanbul Aydın Üniversitesi'nde öğrencilerle biraraya geldi. "Küreselleşme Sürecinde Türkiye" konulu konferans veren Bakan Çelik, "Gül bahçesinin gonca gülleri sevgili öğrenciler" diyerek sözlerine başladı. Küreselleşmenin tüm dünyayı etkisi altına aldığını, bütün meselelere köy, belde düzeyinde değil küresel şekilde bakmak gerektiğini kaydetti. Çelik, "New York borsasında birisi öksürdüğü zaman biz burada grip oluyoruz. Bir yerde dalgalanma oldu mu dünyanın diğer tarafındaki borsalarda deprem oluyor. 'Dünya Bankası, IMF neymiş?' deme lüksümüz yok artık. 'FİFA nedir bilmem, umurumda değil, tanımıyorum' deme hakkına ve lüksüne sahip değilsiniz. Devekuşu gibi hareket edemeyiz. Gündüz vakti gözünü kapatan sadece kendine gece yapar. Gözünü kapayan bir iki ülke kaldı dünyada. Küba, Venezüella gibi. Öyle veya böyle dışarıdaki dünyaya direnemezsiniz."şeklinde konuştu.
Bakan Çelik konuşmasını şöyle sürdürdü, "Küreselleşme küreselleşme diye diye, memleket elden gidiyor' diyorlar. Nereye gidiyor memleket? Kopenhag'a gittiğimde Türklerin yaşadığı bir mahalleye gittim. Aydınlılarla biraraya geldik. Hükümetten memnun olduklarını ancak ülkede yabancılara toprak satılmasına tepki gösterdiklerini belirttiler. Ülke topraklarının yabancılara peşkeş çekildiğinden yakındılar. Ben de onlara 'Siz burada arsa, arazi, ev satın aldınız mı?' diye sordum. Aldıklarını söylediler. Yabancılara toprak satışı yasal. Ama en fazla binde 4 oranında satış yapılabilir. Atatürk döneminde de sonraki tüm iktidarlar döneminde de yabancılara toprak satıldı. GAP bölgesinin İsraillilere satıldığı yalanı var. Bunun kesinlikle gerçekle alakası yok. AB ülkelerinde bu kota bile yok. Paranız varsa Londra'nın yarısını satın alabilirsiniz. Türkiye'de adına ulusalcılık denen bir ideoloji var. Ulusalcılığın Atatürkçülükle, vatanseverlikle bir ilgisi yok. İçinde bu olabilir ama bu farklı bir ideolojidir. Türkiye'yi içe kapatma ideolojisidir. Türkiye'nin önünde iki yol var. Küreselleşme yolunda bu küresel sürecin pasif edilgen bir üyesi mi yoksa yöneten yönlendiren bir üyesi mi olacağız? Ya ulusalcı fukaralık ve içe kapanmayı tercih edeceğiz ya da ulusal zenginlik ve açılımın tarafında olacağız. Bundan başka yol yoktur."
Küreselleşmenin dildeki etkisine dikkat çeken Bakan Çelik, Türkçedeki bazı kelimelerin aslının başka dillere dayandığını belirtti. Çelik, "Millet olarak içinde yaşadığımız coğrafyadan kelimeler almışız. Gül kelimesi en çok kullanılan güzel kelimelerden biridir. 150-200'e yakın bayan ismi var. Gül kelimesinin aslı Farsçadır. İranlı'lar güle gol der. Biz onu inceltmiş zarafet katmışız. Bülbüle İranlı'lar bolbol derler. Mikrofon Türkçe değil. Türkçeleşmiş Türkçedir. Kamera Türkçe değil. Kameraman da Türkçe değil. Vizör de Türkçe değil. Taban, tavan, duvar da Türkçe değil. Kürsü de sırtımdaki ceket, üstümdeki pantolon da Türkçe değil. Ama Türkçeleşmiştir. Biz bir dünyada yaşıyoruz, dışımızdaki dünyadan etkileniyoruz. Komplekse kapılarak 'Dilimizde ne kadar Arapça, Farsça, Latince, İngilizce kelime varsa atacağız' derseniz dil mil kalmaz. TBMM'de hep sert kavgalar yaşanmaz. Dil ile ilgili bir çalışmamızı CHP'liler eleştirdiler. Ben de kendilerine Türkçe hakkında bir örnek verdim. 'Cumhuriyet' Arapça, 'Halk' Arapça, 'Parti' İngilizce, Buradan size sadece "Si"si kalır dedim"