"Avrupa’nın seri cinayetler tarihinde eşine rastlanmayan bir olay." Bu söz, bize değil, bu cinayetleri soruşturan 140 kişilik Bosporus Komisyonu’nun başındaki polis şefi Wolfgang Gier’e ait.
O, yedi yıldır Almanya’daki Türkiye kökenli büfecilerin karabasanı haline gelmiş bir katili yakalamakla görevli. Almanya’nın bu olaya ne kadar önem verdiğini "Benim ekibim terör eylemleri zamanındaki ekibin büyüklüğünde" sözleriyle anlatıyor. Türkiye’den ve Almanya’daki Türk topluluğundan bilgi akışını artırmak istiyor. Oysa 2000 yılı sonbaharında Nürnberg’de ilk Türk kurban vurulduğunda, polis işin bu noktaya geleceğinden habersizdi. Türkler’in karıştığı cinayetlerle ilgili tecrübelerine dayanarak, üç neden geliyordu akla: Haraç, PKK, namus. Ama cinayetler ülkenin dört bir yanında birbirini izledikçe, olayın rengi değişti. Biri Yunanlı, diğerleri Türk veya Kürt, Türkiyeli 9 kurbanın hepsi küçük bir büfe işletiyordu, ama hepsi de farklı bir profildeydi ve hepsi de aynı silahla öldürülmüştü. Almanya’da cinayetlerin izini şehir şehir dolaşarak sürdük.
Seri cinayetler neden çözülemiyor
Faili meçhul cinayetler, Almanya’daki Türkler ve diğer yabancılar arasında büyük endişeye neden oldu. 2006 yılında Dortmund’da katil ya da katilleri ve polisi protesto etmek amacıyla bir gösteri yürüyüşü de düzenlendi. Yürüyüş, katılım az olmasına rağmen ses getirdi. Bu seri cinayetlerin katil ya da katillerinin bir türlü bulunamaması, Almanları da çok rahatsız etti.
BiRiNCi VE iKiNCi CiNAYET
Nürnberg’de sıradan iki vaka
Enver Şimşek (39), Nürnberg’de çiçek toptancılığı yapıyordu. 9 Eylül 2000 Cumartesi günü öğlen saatlerinde, Liegnitzer Caddesi’nde duran çiçek arabasının önünde sekiz kurşunla vuruldu. İki gün sonra hastanede öldü. Balistik muayenede bulunan kurşunlardan bir kısmı 7.65 çapında Ceska marka bir tabancadan çıkmıştı, diğerleri de markası tespit edilemeyen 6.35’lik bir başka tabancadan. Nürnberg polisi, bu olayın sıradan bir cinayet olabileceğini düşündü. Ta ki bir buçuk yıl sonra Abdurrahim Özüdoğru’nun (49) öldürülmesine kadar. O da Nürnberg’de terzilik yapıyordu. 13 Şubat 2001 Çarşamba gecesi, dükkanında öldürülmüş olarak bulundu. Kafasına iki kurşun sıkılmıştı. Kurşunlar, bir önceki cinayette kullanılan Ceska tabancadan çıkmıştı. İki cinayet de aynı kentte işlenmişti.
ÜÇÜNCÜ CiNAYET
MİT mafya mı diye sordu Ülkücüler MOSSAD mı
Üçüncü cinayet, 27 Haziran 2001’de, ilk ikisi gibi Nürnberg’de değil, Hamburg’da işlendi. Süleyman Taşköprü bekardı. Hamburg’da "Küçük İstanbul" denen Türk mahallesi Bahrenfeld’deki Schützen Str.’de bakkallık yapıyordu. Daha önce disko ve kahvehane çalıştırırken birden bakkal açınca komşu Türkler biraz yadırgamıştı. Taşköprü, bir sabah kafasına yakın mesafeden sıkılan üç kurşunla öldürüldü. İki kurşun, daha önce iki Türk’ü öldüren 7.65’lik Ceska’dan atılmıştı. Diğeri de markası tespit edilemeyen silahtan çıkmıştı. Taşköprü’nün üç okulun tam ortasındaki bakkalının kepenkleri hálá kapalı. Anne babası ve ağabeyi, yıllardır konuşmadı, konuşmuyor. 20 metre ötedeki bir komşusunun adını vermemek kaydıyla anlattıkları, cinayetlerin ne kadar geniş bir çevrenin ilgisini çektiğini gösteriyor: "Birkaç ay önce MİT’ten de, Türkiye’deki ülkücülerden de gelip sordular. MİT, mafya mı yoksa haraççılar mı öldürdü, diye sordu. Ülkücüler de MOSSAD mı, Ermeniler mi diye..."
Baba Ali Taşköprü, yıllardır suskun. Kuaför ve SPD milletvekili adayı Behçet Algan, kurbanın babasına Sosyal Demokrat Halk Derneği olarak yardımcı olmak istediklerini ama reddedildiklerini söylüyor: "Nedir bu iş? Aile münevver ama çocukları ortalıkta dolaşan tipler. Anne babayla uyuşmuyorlar. Yeğenler sorguya çekildi ama konuşmadılar. Polis de yadırgadı."
DÖRDÜNCÜ CiNAYET
’Kötü işler’ konusunda hiç kabiliyeti yoktu
Artvin Borçka doğumlu Habil Kılıç, 50 bin Türk’ün yaşadığı Münih’te, Ramersdorf semtinde bulunan Bad Schachenerstra Caddesi’ndeki evinin alt katında eşiyle birlikte manavlık yapıyordu. Ek iş olarak da sabah Münih Hali’nde meyve sebze yüklüyordu. Türk ve Alman hal esnafı, Habil’in kasaları titizlikle milimetrik sıralamasına hayrandı. Habil, eşi Pınar, kızı Deniz’le sakin bir hayat sürüyordu. Neşeli ve konuşkandı; iyimserliğiyle tanınıyordu. Gece hayatıyla da ilgisi yoktu, siyasetle de. Futbola düşkündü sadece. 2001 Ağustosu’nda eşi, kızı ve baldızı Ayşen Türkiye’de tatildeydiler. Habil de Münih’te işinin başındaydı. 29 Ağustos Çarşamba 10.30’da küçük manav dükkanında kafasına sıkılan iki kurşunla öldürüldü. Olay yerinde boş kovan da yoktu, görgü tanığı da. Polis, Habil’in ailesini, çevresindeki tüm Türkler’i sorguladı. Cep telefonuyla yaptığı görüşmeleri araştırdı. Ancak hiçbir ipucuna ulaşamadı. Münih’teki Türkler, Habil’in öldürülmesine anlam veremiyor, cinayetlerin ırkçı nedenlerle işlendiğini düşünüyor. Habil’in Münih Hali’nden 15 yıllık arkadaşları İhsan Özkan ve Sabri Dursun’a göre Habil’in kötü işlerle uğraşacak ne kabiliyeti vardı ne de eğilimi. Habil’in eşi ve kızı içlerine kapandı.
5. CiNAYET
Yunus’un ölümü tesadüf mü
Katil, 25 Şubat 2002’de Almanya’nın kuzeyinde Rostock kentinde sesini duyurdu. Kurban 25 yaşındaki Yunus Turgut, Elazığ Palulu bir kaçak işçiydi. Neudierkower Caddesi’ndeki döner büfesinde o gün tesadüfen bulunuyordu, büfenin esas sahibinin yerine o gün çalışmayı kabul etmişti. Ama sonuç değişmedi: Kafasına yakın mesafeden Ceska’yla ateş edildi ve öldü.
ALTINCI CiNAYET
Tek tanık, 10 yaşındaki kız, ama o da bulunamadı
İsmail Yaşar (50), Şanlıurfa Suruçlu’ydu. Maddi durumu hiçbir zaman iyi olmamıştı. İçine kapanıktı, fevriydi. Amcasının oğlu M.Y. uyuşturucudan dolayı Bayrampaşa Cezaevi’nde yatıyordu. Nürnberg’teki küçük döner büfesi, Scherrer Caddesi’nde Scherrer Schule Ortaokulu’nun karşısındaydı. Eşi Belgin de çok iyi bir terziydi. 18 yıllık evlilikleri Türkiye’de resmen bitmişti ama Alman yetkililerine bildirmedikleri için resmen karı koca görünüyorlardı. Boşanmanın üzerinden iki ay geçmişti. İsmail, 9 Haziran 2005 Perşembe günü 10.00 civarında döner büfesinde öldürülmüş olarak bulundu. Çiftin ayrı yaşadığını, İsmail’in bir başka kadınla birlikte olduğunu öğrenen polis, Belgin’i iki kez ve toplam sekiz saat sorguya çekti. Polisin akla gelebilecek her ihtimali soruşturduğu anlaşılıyordu. Para? Kıskançlık? Civardaki çocuklara uyuşturucu satışı? PKK’ya haraç ödemediği için tehdit?.. İsmail’in PKK’ya haraç vermeyeceğini söylüyor Belgin; ama tehdit alsa bile ayrıldıkları için bundan haberinin olamayacağını da ekliyor. İsmail’in okey arkadaşlarından öğrendiklerini de polise aktarmış: "Gelen her telefonda sıçrıyor, oyunu bırakıp kalkıyormuş. Öldürülmeden önce büfeyi satmaya çalıştığını da biliyorum." Belki bu olayda bir tanık var. Çünkü büfenin yakınındaki Scherrer Schule’de okuyan 10 yaşlarındaki bir kız öğrenci cinayete tanık olmuş, ağlayarak kaçmış. İsmail’in eski eşi Belgin "Polis onu arıyor ama bulamıyor" diye anlatıyor. Belgin cinayete başka bir yorum getiriyor: "Öldüren kiralık tetikçi. Kocamı tehdit eden ise Rus ya da Türk mafyası."
SEKiZİNCi CiNAYET
Dükkanda nefret bakışlı Avrupai iki genç vardı
Mehmet Kubaşık, Kahramanmaraş’ın Pazarcık İlçesi’nin Hanobası Köyü’nden. Kürdistan Dernekleri Birliği KOMKAR’lıydı. Eşi Elif de Kürdistan Sosyalist Partisi PSK’lıydı. Bir süre İsviçre’de yaşadıktan sonra 1994’te Almanya’ya iltica ettiler. Üç çocukları oldu. Tek gelirlerini, evlerine ve okula 150 metre ötedeki Mallinckrod Caddesi’ndeki büfeden elde ediyorlardı. 1996’da örgüt bağlantılarını kopardılar. Yakın çevre ve akrabaları arasında çok PKK’lı vardı ama hiç tehdit edilmemişlerdi. 4 Nisan 2006’da Mehmet, dükkana gitti. Bir süre sonra komşusu aradı, "Sizin dükkanın önünde polis var" diye. Elif, koşarak gitti, ambulans ve polisleri gördü. Mehmet’e saplanan 4 kurşundan ikisi Ceska ile yakın mesafeden sıkılmıştı. Cinayetle ilgili olarak Yugoslav göçmeni bir kadın ifade verdi. Dükkanın kapısında bekleyen Avrupai tipli iki gencin nefret dolu bakışlarıyla karşılaşmış, çok korkmuştu. Evi Mehmet’lerin dükkanına çok yakın olan Yugoslav kadın o kadar korkmuştu ki, kısa bir süre sonra taşındı. Elif’le karşılaştığı bir gün "O bakışlar hafızamda kazılı kaldı" dedi.
7. CiNAYET
Yunanlı çilingir de öldürüldü
Yedinci cinayette önemli bir fark vardı: Çünkü bu kez öldürülen Türk değil, Yunanlıydı. Katil, son cinayetinden altı gün sonra yeniden güneye inmiş ve çilingir Theodoros Boulgarides’i (41) Münih’te, 15 Haziran 2005 Çarşamba gecesi dükkanında kafasından kurşunlanmıştı. Yakın arkadaşları Türk’tü, tipinden dolayı Türk zannedilirdi.
BU CİNAYETLER HAKKINDA BİLGİSİ
OLANLAR İÇİN BAŞVURU ADRESİ
organize@kom.gov.tr
0312-412 70 84 (24 saat)
YARIN PORNOCU İSTİHBARAT AJANI