Anayasa Mahkemesi'ne esas savunmasını sunan AKP, Başsavcılığın laiklik anlayışını, "baştan sona problemlidir" sözleriyle eleştirdi. Başsavcılığın demokrasi ve laiklik yorumunun evrensel anlayışla bağdaşmadığı ifade edilen savunmada, AKP'nin laikliği siyasi ve hukuki bir ilke olarak gördüğü vurgulandı. "Laiklik bir yaşam biçimi değil, tersine farklı yaşam biçimlerini bir arada ve barış içinde yaşatan prensibin adıdır." Görüşüne yer verilen savunmada, Başsavcılığın din anlayışının sosyolojik gerçeklikle bağdaşmadığı da öne sürüldü.
AKP'nin Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu esas savunmasının giriş bölümünde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı tarafından açılan davanın siyasi nitelikte olduğu görüşü yinelenerek, "Davanın siyasi nitelikte olduğuna ilişkin kanaatimiz Başsavcılığın esas hakkındaki görüşünü inceledikten sonra daha da pekişmiştir. Çünkü, iddia makamının esas hakkındaki görüşüne de siyasi /ideolojik bir dil hakimdir" denildi. Başsavcı'nın mütalaasının eleştirildiği savunmada, "tıpkı iddianame gibi, esas hakkındaki görüş de baştan sona "emperyalizm', "ihanet', "irtica'; "mürteci', "din tacirleri', "tertipçi', "sömürgeci', "mandacı', "işbirlikçi', "gerici', "iç ve dış odaklar' ve "siyasi hegemonya projesi'" gibi hukuken tanımlanması imkansız ve fakat belli bir siyasi/ideolojik tavrı yansıtan kavramlarla doludur." görüşü savunuldu.
"TARİHİ YARGILAMAK KAPATMA DAVASININ KONUSU OLAMAZ"
Başsavcı'nın açtığı kapatma davasıyla ilgili delil yokluğunu, tarihe subjektif atıflar yaparak gidermeye çalıştığı kaydedilen savunmada, şöyle denildi:
"Tarihi yorumlamak veya tarihi yargılamak, hiçbir kapatma davasının konusu olamaz. İddia makamı, delil yokluğunun ortaya koyduğu çaresizliği ve açığı, tarihe subjektif atıflar yaparak gidermeye çalışmaktadır. AK Parti'nin doğuş tarihi ve illiyetin kurulabileceği zamanın başlangıcı bellidir: 14 Ağustos 2001. Hukuk, kapatma davasında, zaman tünelini siyasal partinin tüzel kişilik kazandığı tarihten geriye işletecek bir mantığı açıkça reddetmektedir."
"DELİLİN YARSAV'DA OLUŞTURULDUĞU İZLENİMİ"
Savunmada, Başsavcı AKP hakkında "negatif imaj" oluşturmaya çalışmakla suçlandı. İddianamenin ekleri arasında "YARSAV Yönetim Kurulu" yazılı bir kağıdın çıktığı vurgulanan savunmada, şu görüşler dile getirildi:
"Altında "YARSAV Yönetim Kurulu'" yazan bir kağıdın iddianamenin ekleri arasında çıkması, "toplama' delillerle şişirilerek özensiz ve düzensiz bir şekilde kaleme alınan iddianamenin siyasi mülahazaları yansıtan bir metin niteliğinde olduğunun bir başka göstergesidir. İddianamede Talim ve Terbiye Kurulu'nda kadrolaşmaya gidildiği yönündeki iddianın delili olarak sunulan gazete haberinin "YARSAV Yönetim Kurulu' imzasını taşıyan bir kağıdın arka tarafına yapıştırılmış olması manidardır. Partimize ve hükümet politikalarına karşı tavırlarıyla bilinen YARSAV'a ait kağıtların partimiz hakkında kapatma talebinde bulunan bir iddianamenin ekinde neden ve nasıl yer aldığını biz anlayabilmiş değiliz. Ne ilginç tesadüftür ki, "Tüzüğümüzde özellikle vurgulandığı üzere YARSAV siyaset dışı ve üstüdür' ifadesine de yer veren "YARSAV Yönetim Kurulu' imzalı bu yazı bir siyasi partinin kapatılması talebiyle düzenlenen iddianamenin ekleri arasında çıkmaktadır. Başsavcılığın partimiz aleyhine kullandığı delillere ait belgelerden birisinin YARSAV'a ait bir yazının arkasına yapıştırılmış olması, bu delilin YARSAV'da oluşturulduğu izlenimini vermektedir. "Birliğimizi kapatma hükmü taşıyan taslak her şeye rağmen kanunlaştığı takdirde yasal haklarımız kullanılacak, Anayasanın 90/son maddesi uyarınca tüzel kişiliğimiz devam edecektir" ifadesine de sözkonusu yazıda yer vererek, yasayla dahi kapatılamayacağını ileri süren YARSAV'ın partimizin kapatılması için delil oluşturma sürecine katkıda bulunduğu anlaşılmaktadır. Başsavcının Anayasa Mahkemesi önünde bu durumu nasıl açıklayacağını doğrusu merak ediyoruz. "
"DELİLLER SİYASİ YAKLAŞIMLA TOPLANMIŞ"
AKP savunmasında, Başbakan Erdoğan ile ilgili olarak iddianamede yer alan deliller arasında bulunan bir gazete kupürüne de atıfta bulunularak, delillerin siyasi yaklaşımla toplandığı kaydedildi. Savunmada, "Türkiye'de bazı köşe yazarlarının Başbakanı sözde tahfif için kullandıkları jargonun iddianame eklerinde el yazısıyla kullanılması düşündürücüdür."denildi.
"DEHŞETE DÜŞMEMEK MÜMKÜN DEĞİL"
Başsavcılığın esas hakkındaki görüşünün "tasavvur ettiği toplum modeli hakkında dehşete düşmemek mümkün değil" ifadeleriyle eleştirildiği savunmada, Başsavcılık aynı zamanda "komplocu" bakış açısıyla suçlandı. Savunmada şöyle denildi:
"Demokrasiyle laikliği bir araya getiren "demokratik laiklik" kavramından bile rahatsızlık duyan bir anlayışın, ne demokrasiyi ne de laikliği koruması mümkündür. Bu açıklamalardan anlaşılacağı gibi, hakkımızda açılan kapatma davası hukuki gerekçelere değil önyargının beslediği siyasi mülahazalara dayanmaktadır. Gerçekte olup bitenle hiçbir alakası olmayan iddia ve ithamlardan oluşan iddianame ve esas hakkındaki görüş, partimizi ve onun şahsında milletimizin hür iradesini tasfiye etme projesinin bir parçasıdır. İlk cevabımızda, bu davanın siyasi bir dava olduğunu ayrıntılı bir şekilde açıklamıştık. Esasa ilişkin bu cevabımızda da davanın, hukuki mesnetlerinin bulunmadığını ortaya koyacağız."
"BAŞSAVCININ DEMOKRASİ VE LAİKLİK ANLAYIŞI EVRENSEL DEĞİL"
Savunmada, AKP hakkındaki kapatma davasının temelinde, parti ile Başsavcı'nın demokrasi ve laiklik anlayışının bağdaşmamasından kaynaklandığı dile getirildi. Buna örnek olarak ise Başbakan'ın "laikliğin bireyin değil, devletin bir niteliği olabileceği"ne dair sözleri gösterilerek bu sözlerin modern laiklik anlayışını yansıtmasına rağmen, iddianamede laikliğe aykırı olarak kabul edildiği kaydedildi. Savunmada, AKP'nin laiklik anlayışının, çağdaş demokratik toplumların özgürlükçü laiklik anlayışıyla tamamen uyumlu bir yaklaşımı yansıttığı belirtilerek "Egemenliği kullanan erklerin, bunlar içinde özellikle yargı erkinin altında kalabileceği en ağır töhmet, inançlar dünyasında taraf olmaktır. Dini inanç farklılıklarını barış içinde bir arada yaşatmak için var olan laiklik, bir inanca dönüşmemelidir. Eğer dönüşürse bu inanç bu sefer, devlet içinde iktidarı kullanan iki kanat arasındaki rekabette, bürokrasinin çoğunluk iktidarına karşı silahı haline gelecektir. Laiklik prensibini zayıflatan ve hukuki değerini yok eden en büyük risk laikliğin de diğer inançlar karşısına, her ne gerekçe ile olursa olsun bir inanç olarak çıkartılmasıdır. Laikliği bir din, bir inanç veya diğer inançları ortadan kaldırmaya çalışan bir prensip olarak anlamak ve yorumlamak, laik hukuk düzenine ve toplumsal barışa yönelik en yakın ve ciddi tehlikedir. Kendisine bir ideoloji veya bir inanç değeri yüklenen laikliğin, devleti inançlar konusunda tarafsız kılma görevi ortadan kalkmakta ve devlet iktidarını inanç çatışmalarının tarafı, hatta alanı haline getirmektedir" görüşü dile getirildi.
"BAŞSAVCININ LAİKLİK ANLAYIŞI BAŞTAN SONA PROBLEMLİ"
Başsavcı'nın iddianamesinde AKP'ye yönelik iddianın "laikliğe karşı eylemlerin odağı olmak" olduğu kaydedilen savunmada, iddianamedeki laiklik tanım ve yorumlarının baştan aşağı sorunlu olduğu öne sürüldü. Savunmada, "Bu tanımlar bilimsel değildir, sarahat yoktur, kendi içinde çelişkilidir, subjektiftir, hukuk standartlarına uygun değildir ve en önemlisi koruduğunu iddia ettiği laiklik prensibinin kendisine bütünüyle zarar verici unsurlar içermektedir. Kendi içinde tutarlılık taşıyan, bilimsel muhakemeye uygun, toplumsal gerçeklerle ve laik düşüncenin evrensel birikimiyle uyumlu, herkes tarafından aynı şekilde anlaşılacak ve uyulacak, hukuki standartlar taşıyan bir laiklik tanımı iddianamede yer almamaktadır. İddianamede laiklik prensibi değil, laiklik adıyla totaliter bir ideoloji, bir felsefi kanaat ve en tehlikesi diğer dini inançlarla rekabet halinde olan bir inanç sistemi tanımlanmakta ve savunulmaktadır. Bu tanımlamalar bireysel hak ve özgürlüklere yönelik ciddi ve yakın bir tehdit içermektedir. Çünkü bu tanımlarda geçen inançlar, bir "yaşam biçimi' olarak dayatılmaktadır. (SÜRECEK)
ANKA
EG/ZG