AK Parti'nin Anayasa Mahkemesi'ne sunduğu sözlü savunmada, İddia Makamı'nın, açık ifadelerde gizli anlam aradığı, başka anlamlara çekilemeyecek açıklamalara, niyet okumak suretiyle gizli anlamlar yüklemeye çalıştığı belirtildi.
AK Parti'ye açılan kapatma davasında sona yaklaşılıyor. Bu çerçevede, dün Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, AK Parti Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ'la birlikte Anayasa Mahkemesi'ne gelerek, partinin sözlü savunmasını mahkeme heyetine sundu. Çiçek ve Bozdağ'ın Yüce Mahkeme'ye yaptığı 7 saatlik savunma AK Parti tarafından kamuoyuna açıklandı.
"CUMHURBAŞKANI'NIN DAVAYA DAHİL EDİLMESİ AÇIK BİR ANAYASA İHLALİDİR"
AK Parti'nin sözlü savunmasında, kapatma davasında yargılanmasına oy çokluğuyla karar verilen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Anayasa'ya göre sadece vatana ihanet suçlamasıyla hakim önüne çıkabileceği vurgulandı. Savunmada şöyle denildi: "Vatana ihanetten dolayı bile; ancak TBMM üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla Cumhurbaşkanının suçlandırılmasını kabul eden Anayasa'nın, Cumhurbaşkanının siyasi yasaklılığının talebi istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde yargılanmasını kabul ettiğini veya buna izin verdiğini söylemek, mümkün değildir. Böylesi bir kabul, Anayasa'nın 105'inci maddesi ile uyuşmadığı gibi, parlamenter sistemin gerekleri ve Anayasa'nın benimsediği anlayışla da uyuşmaz.
Cumhurbaşkanı hakkında 10 iddia ileri sürerek Cumhurbaşkanını davaya dahil etmesi, açık bir Anayasa ihlalidir. Abdullah Gül, AK Parti üyeliğinden ayrılmış bir vatandaş değil, Anayasal teminatlar altında Devletin başı, Türkiye'nin Cumhurbaşkanı'dır. İddia makamı, değişik yorum ve değerlendirmelerle Anayasa'nın açık hükümlerini kaldıramaz ve Anayasa'ya uygun bir hal, sırf iddia makamının iddiası veya değerlendirmesiyle Anayasaya aykırı hale gelmez. Çünkü Anayasamız, hukuk devleti anlayışımız ve benimsemiş olduğumuz hukukun evrensel ilkeleri buna imkan vermez."
Çiçek, savunmada Gül'ün cumhurbaşkanı seçilmeden önce yaptığı eylemleri ve söylemleri nedeniyle siyasi yasaklılığının istenmesinin hukuki olmadığını vurguladı. Bakan Çiçek, Gül'ün eylem ve söylemlerinin kapatma davasında kanıt olarak kullanılmasının Anayasa bakımından mümkün olmadığına işaret ederken, Abdullah Gül'e yapılan isnatların laikliğe ve Anayasa'ya aykırı olmadığının altını çizdi. Çiçek, Cumhurbaşkanı Gül'ün sözlerinin düşünce ve ifade özgürlüğünün teminatı altında bulunduğuna dikkat çekti.
"TBMM BAŞKANI'NIN KONUMU NEDENİYLE YAPTIĞI AÇIKLAMALAR PARTİ ADINA DEĞİL, KİŞİSEL SAYILIR"
TBMM Eski Başkanı Bülent Arınç'ın sözleriyle ilgili beyanların da yer aldığı savunmada şu ifadelere yer verildi: " Kuşkusuz Meclis Başkanı ve Başkanvekilleri, bir partinin üyesi olabilmektedir. Ancak konumu nedeniyle yaptıkları konuşmalar, partisi adına değil, kişisel olarak yapılmış sayılır. Bu nedenle Meclis Başkanının ve Başkanvekillerinin açıklamalarından üyesi olduğu partiyi sorumlu tutmak mümkün değildir.
İddia makamı, Anayasaya aykırı bu yorumuna müsteniden TBMM Eski Başkanı Bülent Arınç'ın başkanlığı dönemine ait 15 açıklamayı ve TBMM Eski Başkan Vekili Sadık Yakut'un Başkanvekilliği dönemine ait bir açıklamayı delil olarak sunmuştur.
İddia makamının bu yaklaşımı; Anayasa'nın, hukukun ve hukuk devletinin yok edilmesi ve hukuki güvenliğin hiçe sayılmasıdır. Oysaki iddia makamı, değişik yorum ve değerlendirmelerle Anayasa'nın açık hükümlerini kaldıramaz ve Anayasa'ya uygun bir hal, sırf iddia makamının iddiası veya değerlendirmesiyle Anayasaya aykırı hale gelmez. Çünkü Anayasamız, hukuk devleti anlayışımız ve benimsemiş olduğumuz hukukun evrensel ilkeleri buna imkan vermez.
Sonuç olarak; Arınç ve Yakut'un görevde oldukları dönemdeki açıklamaları nedeniyle siyasi yasaklılıklarının ve üyesi oldukları partinin kapatılmasının talep ve dava edilmesi ve bu davada açıklamalarının delil olarak kullanılması, anayasa ve hukuk açısından mümkün değildir."
Savunmada görüşlerin düşünce açıklama ve yayma hürriyetinin kapsamında bulunduğu belirtilerek, demokratik hukuk devletinin teminatı altında bulunduğu vurgulandı.
"İDDİANAMEDE YER ALAN KİMİ SUÇLAMALAR, YÜRÜTME TASARRUFUNDAKİ KONULAR BAĞLAMINDA ELE ALINMALIDIR"
Yürütme organının eylemlerine ve söylemleriyle ilgili müdafaalara da yer verilen savunmada, Başsavcı Yalçınkaya'nın hazırladığı iddianamedeki kimi suçlamalara yer verildi. Savunmada, yürütme organına bazı okullarda ve Tübitak ödül töreninde başörtülü öğrencilere ödül verilmesi, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Bakanlığın, Büyükelçiliklere genelge göndermesi gibi suçlamalar isnat edildiği hatırlatıldı.
Savunmada Milli Eğitim Bakanlığı "Din Öğretimi Genel Müdürlüğü"nce din kültürü ve ahlak bilgisi dersi müfredatında değişiklik yapılması ve bilahare bundan vazgeçilmesi gibi varsayımlara yer verilmesinin yanı sıra bazı okullara türbanlı öğrencilerin girdiği yönündeki suçlamalar anımsatıldı ve Milli Eğitim Bakanlığı'nın başkaca icraatları ile diğer bakanlıklarda kadrolaşma iddialarına yer verildi.
Savunmada, sayılan suçlamaların yürütme tasarrufundaki konular bağlamında ele alınması gerektiği belirtildi ve iddianemede yer alan varsayımların Anayasanın ihlali olduğu kaydedildi. Cemil Çiçek'in okuduğu savunmada, AK Parti'ye yerel yönetimler bağlamında yapılan suçlamalara da cevap verildi. İddianamede yer alan konularla ilgili tahkikatın yapıldığına işaret edildi.
"KİŞİSEL GÖRÜŞLER, KAPATMA DAVASI DELİLİ OLARAK KULLANILAMAZ VE BİR SİYASİ PARTİYE İSNAT EDİLEMEZ"
İddianamede, kişisel görüşlerin de yer aldığına dikkat çekilen savunmada, "Kişisel görüşler, kapatma nedeni ve kapatma davası delili olarak kullanılamaz ve bir siyasi partiye isnat edilemez. İddianamede yer alan konuşmalardan, Genel Başkanın konuşmaları ile Mecliste Grup adına yapılan konuşmalar dışındaki açıklamaların tamamı, kişisel görüş açıklamasıdır. Bunların partiyi bağlaması mümkün değildir" yorumuna yer verildi.
Genel Başkan'ın ve Grup Toplantıları'nın dışında yapılan tüm açıklamaların kişisel görüş olduğu dile getirilen savunmada, kişisel açıklamaların partiyi bağlamayacağına işaret edildi. Savunmada bireylerin kişisel görüşlerinin partilerini, derneklerini ve vakıflarını bağlamayacağı, açıklamaların kapatma davalarında delil olarak kullanılamayacağı ifade edildi.
İddia makamnın lehte olan delillerin toplanmadığına, bunlara yer verilmediğine vurgu yapılan sözlü savunmada, aleyhteki hususların öne çıkarıldığı anlatıldı.
Cemil Çiçek, sözlü savunmada AK Parti ve laiklikle irtibatı bulunmayan iddialarla iddianame ve eklerinin kabartıldığını kaydetti. Çiçek savunmada, yorumla tahrif edilen eylem ve beyanların kullanıldığının altını çizdi.
"İDDİA MAKAMI AÇIK BİR İFADEDE GİZLİ ANLAM ARAMIŞ"
Bakan Çiçek tarafından okunan savunmada şu ifadeler yer aldı: "Laiklik karşıtlığıyla açık veya gizli hiçbir ilgisi bulunmayan açıklamalardan hareketle iddia makamı, açık bir ifadede gizli anlam aramış veya başka anlamlara çekilmesi mümkün olmayan açıklamalara niyet okumak suretiyle gizli anlamlar yüklemiştir. İddia makamının bu yaklaşımı, aleni bir anlam tahrifi ve delil tasnii olup, hem hukuken ve hem de fiilen mümkün değildir. Hukuken mümkün değildir, çünkü bu, Anayasa ve hukukun evrensel ilkelerine aykırıdır. Fiilen mümkün değildir, çünkü iddianamedeki metinde bunun ne anlamda kullanıldığı yoruma ve tevile imkan bırakmayacak açıklık ve netliktedir. İddia makamı, niyet okuyucu değildir, olamaz da. Hukuk devletinde iddia makamı, somut gerçeklikten hareket eder.
Aksinin kabulü, Anayasanın 2'inci maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devleti ilkesinin açık ihlalidir. Kaldı ki iddianamede yer alan açıklamaların veya eylemlerin muhatabı kesinlikle laiklik ilkesi değildir. İddiaların bizzat içinde görüldüğü üzere açıklamalar; ya bir
mahkeme kararının veya mahkeme başkanı ve başkaca açıklama yapanların açıklamalarının veya YÖK'ün açıklama ve uygulamalarının veya basının veya siyasi muhalefetin veya yaşanan sorunların eleştirisi ve değerlendirmesi mahiyetinde olup,
hiç birinin muhatabı laiklik değildir ve hiçbir beyan da laiklik karşıtı değildir. Yani konuşmanın muhatapları bellidir. İddia makamının muhatabı belli olan bir konuşmaya, laiklik ilkesini muhatap kılması hukuken kabul edilemez. Kaldı ki bir kişinin kendisine dönük eleştirilere cevap vermesi veya başkalarını eleştirmesi veya ülke sorunlarını konuşması, ne laiklik ilkesine ve ne de Anayasaya aykırıdır. Aksine bunları yapmak, Anayasa'nın teminatı altındadır. İddia makamının iddiasıyla da Anayasaya uygun bir şey, Anayasaya aykırı hale gelmez.
Sonuç olarak; görüldüğü üzere iddia makamı, iddianamesini hazırlarken Anayasa, yasa ve hukukun evrensel kurallarının kendisine yüklediği görev ve yükümlülükleri objektif bir biçimde yerine getirmemiş, subjektif bir yaklaşımla hareket etmiş ve sonuçta Anayasa'nın; 2, 4, 6,7, 8, 10, 11, 12, 17,19, 24, 25, 26, 32, 38, 58, 67, 68, 69, 70, 75, 80, 83, 84, 87, 88, 89, 90, 94, 104, 105, 109, 110, 111, 112, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 136, 137, 138, 148, 155, 174 ve 175'inci maddelerinin sağladığı hukuki güvenliği açıkça ihlal etmiştir. "