Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı
Abdurrahman Yalçınkaya'nın, ''laikliğe aykırı fiillerin odağı haline geldiği'' iddiasıyla
AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde açtığı davanın iddianamesinde, ''Anayasa'nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez hükmü olan laiklik ilkesi zedeleniyorsa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının rejimi koruma yetki ve görevi başlayacaktır'' denildi.
İddianamede, siyasi partilerin yasaklanmış eylemlerin odağı haline gelebilmesi için, ''Anayasaya aykırı fiillerin bir partinin üyelerince 'yoğun' bir şekilde işlenmesi ve bu durumun o partinin yetkili organlarınca zımnen veya açıkça benimsenmesi'' ve ''Anayasaya aykırı fiillerin doğrudan doğruya bir partinin yetkili organlarınca 'kararlılık' içinde işlenmesi'' gerektiği kaydedildi.
''AK Parti'nin, Milli Görüş yanlısı partilerin savunduğu çok hukukluluk ilkesinden ayrılamadığı'' öne sürülen iddianamede, bunun, ''kendi hukuklarını egemen kılmak için yargı kararlarına rağmen yüksek öğretim kurumlarında kılık ve kıyafetin serbest bırakmaya yönelik düzenlemeyi Anayasa'da hüküm altına almak amacıyla TBMM'ye verilen yasa teklifiyle'' acıkça ortaya çıktığı savunuldu.
İddianamede, ''Kişilerin inançlarının veya giyimlerinin ölçü alınması, bazı kesimlere toplum ve Devlet içinde ayrıcalık tanımak olur ki, bu, eşitliği bozacağı gibi demokrasiye de aykırı düşer ve oluşturulan farklı kimliklerin önce ayrımcılık sonra da kaçınılmaz bir şekilde bölünme nedeni olması sonucunu doğurur'' denildi.
AK Parti'nin, ''özellikle Anayasa ile Yüksek Öğretim Kanunu'nda değişiklik içeren tekliflerinin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin temel ilkelerini değiştirecek zemini oluşturmak niyetini ortaya koyduğu'' ileri sürülen iddianamede, ''Davacı partinin, laik sistemlerde dini simgelerin siyasi amaçla kullanılamayacağını göz ardı ettiği, laik Cumhuriyet'i yeni bir yaşam ve Devlet düzenine dönüştürme kararlılığı içinde olduğu, toplumu dindar olanlar olmayanlar diye ikiye ayırmaya başladığı, ülkenin laik hukuk yapısını aşamalı olarak yeniden biçimlendirip yönlendirmeye çalıştığı, rejimin ve Cumhuriyet'in geleceğini tartışmaya açtığı belirlenmiştir'' denildi.
-''Laiklik zedeleniyorsa başsavcılığın görevi başlar''-
''Anayasa'nın değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez hükmü olan laiklik ilkesi zedeleniyorsa Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının rejimi koruma yetki ve görevi başlayacaktır'' denilen iddianamede, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının temel görevinin, ''Cumhuriyet'i, ilkelerini ve kazanımlarını korumak'' olduğu vurgulandı.
''Laiklik ilkesine aykırı eylemlerin odağı haline gelen'' siyasi partinin Anayasa'nın 68/4. maddesi delaletiyle 69/6. maddesi gereğince kapatılmasının gerekti savunulan iddianamede, ''AK Parti'nin iktidar partisi olması nedeniyle beyan ve eylemleri laik Cumhuriyet aleyhine giderilmesi olanaksız zararlar doğurması kapatma yaptırımını gerektirmekte, ortaya konulan eylemler gözetildiğinde kapatma yaptırımının uygulanmasında zorlayıcı sosyal gereksinim bulunmaktadır'' denildi. İddianamede, şu görüşlere yer verildi:
''Kapatma davasının açıldığı tarihte davalı iktidar partisinin türbanın yükseköğretim kurumlarına sokulması için Anayasa değişikliği ile neden olduğu toplumsal kutuplaşma ve gerginlik dikkate alındığında ve özellikle demokratik toplumun düzenli bir biçimde işlemesinin sağlanmaya çalışıldığı ülkemizde, laiklik ilkesinin korunması yasal ve anayasal bir zorunluluk olduğu gibi, bu ilkenin korunmasında genel bir çıkar da bulunmaktadır. AK Parti'nin, bu genel çıkar da gözetilerek kapatılması, zorlayıcı sosyal gereksinim de dikkate alındığında demokratik toplum gereklerine uygundur.''
Türkiye Cumhuriyeti'nin, ''şeriatla yönetilen ve başında İslam şeriatını da simgeleyen halifenin bulunduğu bir modele karşı verilen mücadele sonucu ortaya çıktığı'' anımsatılan iddianamede, kurtuluş mücadelesinin sadece yabancı işgal güçlerine karşı değil, ''kurtuluş ve kuruluşu baltalayan mollalara, şeyhlere ve her türlü din bezirganlarına karşı da verildiği'' vurgulandı.
İddianamede, AK Parti'ye yönelik kapatma yaptırımının uygulanmasının, çoğulcu demokrasinin gereklerine uygun olduğu savunularak, ''Dini kurallara dayalı bir rejimin çoğulcu demokrasi ile bağdaşabileceğini iddia etmek en hafif deyimiyle insanlığın aydınlanma mücadelesini ve sonrasındaki kazanımlarını inkar etmektir'' denildi.
TBMM Başkanı ve başkanvekillerinin de konumları itibariyle eylemlerinin, mensubu oldukları siyasi partiye isnat edilebileceğinin önem taşıdığı belirtilen iddianamede, eski TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın eylemlerinin, mensubu olduğu AK Parti'nin eylem ve söylemiyle örtüştüğü, eylemlerinin AK Parti tarafından destek gördüğü ve bu nedenle Arınç'ın beyan ve eylemlerinin AK Parti'ye isnat edilebilir nitelikte olduğu ifade edildi. İddianamede, partiyi temsil eden organlarca gerçekleştirilen eylem veya söylemlerin, partinin değil, kendi kişisel görüşleri olduğu açıklanmadıkça, bu söylem ve eylemlerin partiye isnat edilebileceği öne sürüldü.
22 Temmuz 2008 Genel Milletvekili seçimi ile AK Parti milletvekili seçilen eski Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'in, müsteşarlığı dönemindeki iş ve işlemlerinin de AK Parti'yi bağladığı öne sürülen iddianamede, ''İktidar partisinin laikliğe aykırı eylem ve söylemleri gerçekleştirilmekte ve dile getirilmekte, siyasi parti kendisini sorumlu kılmamak adına, devlet mekanizması gereğince yakın ilişkide bulunduğu bu kadrolardaki kişilerin, siyasi parti tarafından da benimsenen iş ve işlemleri, tartışmasız olarak siyasi partiyi bağlamaktadır'' görüşüne yer verildi.
-''Sorumluluktan kurtarmaz''-
İddianamede, şunlar kaydedildi:
''Siyasi partinin hedef ve amaçlarıyla açıkça örtüşen eylem ve söylemler nedeniyle siyasi partinin bu eylem veya söylem sahiplerini eleştirmesi veya haklarında soruşturma yapması, sadece partinin kendisini bu eylemlerden sorumlu kılmamak amacına yönelik olduğunda, bu eylem ve söylemler de siyasi partiyi sorumluluktan kurtarmamaktadır. Göstermelik olarak başlatılan, sonuçsuz kalan veya öngörülenden daha az yaptırımla sonuçlanan soruşturmalar da, o siyasi partiyi sorumluluktan kurtarmamaktadır. Bu nedenle yukarıda irdelenen eylemlerin soruşturma konusu olması, bu eylemlerin AK Parti'ye yüklenmesine engel değildir.
Davalı partinin din ve dince kutsal sayılan şeyleri istismar ederek, ancak 'mutabakat süreçleri' olarak adlandırdıkları yöntemle toplumun İslami bir yapıya doğru evrimleşmesini sağladıktan sonra şeriatı egemen kılacakları gerçeğinden hareketle ve şeriatın tüm toplumu İslami bir düzene kavuşturmayı esas alan 'cihat' boyutu ile davalı partinin halen iktidar partisi olması gözetildiğinde, laik rejimi değiştirmek noktasında maddi güç kullanması ve bu tehlikenin uzak olmadığı bir gerçektir. Nitekim AK Parti Genel Başkanı Erdoğan ve diğer partililerin demokrasiyi çoğulcu değil, 'çoğunlukçu' olarak algıladıklarını gösteren eylem ve demeçleri olası bir 'çoğunluk diktasının' açık işaretleridir.''
''AK Parti'nin, demokratik düzende faaliyette bulunarak, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasası'na aykırı olarak, demokrasi ötesi bir sisteme ulaşmaya ve bu sistemi gerçekleştirmeye çalıştığı'' öne sürülen iddianamede, ''iktidar partisinin, iktidar olanaklarından hareketle hukuksal yollardan ya da cihat yoluyla amacına her zaman ulaşmasının olanaklı olduğu'' savunuldu.
İddianamede, ''Eylemleriyle ve özellikle laiklik ilkesini dolaylı yoldan bertaraf edecek Anayasa'nın 10 ve 42. maddelerinin değiştirilmesi, Yüksek Öğretim Yasası'nın Ek 17. maddesinde düşünülen değişiklik ile İslami modeli gerçekleştirmeyi açıkça ortaya koyan siyasi partinin kapatılmasının zorlayıcı sosyal gereksinim ve demokratik toplum gereklerine aykırı, soyut, uzak ve gerçekleşemez olduğu ileri sürülemez'' denildi.
''AK Parti'nin, politikasının ortaya çıkardığı tehlikenin belirgin ve yakın olduğu'' savunulan iddianamede, ''medeni barışa ve Türkiye'nin demokratik rejimine zarar verebilecek somut adımlar atıldığı ve bu adımların engellenmesi gereğinin ortaya çıktığı'' ifade edildi.
-''Kapatma yaptırımı tek seçenektir''-
''Kapatma yaptırımı uygulanması, çoğulcu demokratik sistemde yapılması gereken ve hukuksal yoldan uygulanabilecek amaca uygun ve orantılı tek seçenektir'' denilen iddianamede, AK Parti'nin eylemlerinin, Anayasa'nın 68. maddesinin 4. fıkrası kapsamında ''insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı bulunmaması ve ayrıca herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlamanın yasak olması'' kurallarına aykırılık oluşturduğu savunuldu.
''AK Parti'nin eylemlerinin yoğunluğu karşısında 'onu amacından alı koyacak' ara yaptırımlar ve ara çözümlerin olanaklı olmadığı'' iddia edilerek, ''kapatma yaptırımının, dava yönünden radikal olmayıp, olaya uygun ve orantılı bir yaptırım olduğu'' ileri sürüldü. İddianamede, şöyle devam edildi:
''Kamusal alanda ve TBMM'de de türbana serbestlik sağlanmasına yönelik beyanlar ile imam hatip lisesi mezunlarına uygulanan katsayı sisteminin kaldırılması girişimleri bu tehlikeyi daha somut ve yakın kılmaktadır. Davalı Partinin, toplumsal barışı tehlikeye düşürene ve öngördüğü modeli gerçekleştirene kadar beklenilmesi doğal olarak söz konusu olamaz.
AK Parti'nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı durumuna gelmesinden başka, söz konusu eylemlerdeki yoğunluğun ve kararlılığın düzeyi gözetildiğinde, eylemleri toplumu çok ciddi ve ağır sonuçlarla yüz yüze bırakmaya elverişlidir. Cumhuriyet'in kurulmasıyla terk edilen bir sistemin değerlerinin gündeme getirilmesi, demokratik sistem ve toplum yönünden laik düzenin tesisi ve korunmasında kaçınılmaz olarak çok ağır sonuçlara neden olacaktır.''