NURETTİN HASMAN'DAN AYRILMADIĞINI SÖYLEYEN VE 'NURETTİN BENİM HAYAT ARKADAŞIM' DİYEN EDA TAŞPINAR, PAPARAZZİLERİN HASRETLE BEKLEDİĞİ BODRUM BRONZLAŞMA SEANSLARININ BAŞLANGIÇ TARİHİNİ DE AÇIKLADI.
'Buradaki işlerim daha bitmedi. Bir firmasının 2008-2009 kış sezonu için deri ve güderiden elbise ve tişörtler hazırlıyorum. Hayalim olan bir proje için çalışıyorum. Bambaşka bir keşif bu. Tamamlanana kadar da tatil yok! Tabii Bodrum'a aşığım, ondan vazgeçemem, ağustos gibi gitmeyi düşünüyorum.'
Eda Taşpınar denince akla şu geliyor: Sürekli ilginç ayakkabı ve kıyafetler giyen, döne döne bronzlaşan kadın. Gerçekte Eda Taşpınar kimdir?
- 11 yaşında eğitimim için Miami'ye gönderildim. İki sene Boca Ratenda'da okuduktan sonra, Robert Kolej'deki eğitimime devam etmek üzere Türkiye'ye döndüm. Daha sonra London College of Fashion ve Central School of St.Martins'de moda eğitimi aldım. Tüm bu süreçte ayakkabı tasarımı, genel tasarım ve styling konularının yanı sıra vaktim el verdiğince moda fotoğrafçılığı, şapka tasarımı konularında kendimi geliştirmeye çalıştım. Dünyaca tanınmış birçok markada staj yaptım, moda haftalarında backstage'lerde çalıştım ve tanınmış moda editörlerine asistanlık yaptım. Bu yoğun ve faydalı dönem, tasarımlarımı geliştirmemi ve eksiklerimi daha çabuk tamamlamamı sağladı. Bu sayede tanınmış yabancı ailelere ayakkabı tasarlama şansı yakaladım. Türiye'ye döndükten sonra profesyonel anlamda bu çalışmaları yapmaya ara verdim. Gerçekten yoğun bir dönem geçiriyorum. Tasarladığım kol düğmeleri, arkadaşım Ece Şirin'in mağazasında satılıyor. Çantalarım ise eylül ayında şu an ismini açıklayamayacağım çok ünlü bir firma tarafından satışa sunulacak. Dubai'den bir grupla, çanta ve kol düğmesi koleksiyonumla ilgili görüşmelerimiz devam ediyor. Tüm bu projelerin planlanması ve hazırlık aşamalarının tamamlanması hemen hemen 1.5 yılımızı aldı diyebilirim.
Yaptığınız bu uzun açıklama, 'Bu kız güneşlenmenin, tüketmenin dışında ne yapar?' sorusuna da bir yanıt galiba...
- Kimse bana 'Siz ne yapıyorsunuz?' diye sormadı ki. Herkes beni nasıl istiyorsa öyle gördü, öyle yansıttı. Siz beni tanıyorsunuz... Benim hayatım sadece bronzlaşmak ve tüketmekten mi ibaret Sema Hanım? Ben her zaman tasarım yaptım, ürettim ama kimse bunlarla ilgilenmedi. Yıllardır kişiye özel elbiseler yapıyorum. İtalyanlara ve Araplara kıyafetler hazırlıyorum. Gelinlik, gelinlik ayakkabısı tasarlıyorum. 1.5 yıldır bir firmayla yapacağım bu çalışma üzerine kafa yoruyorum. Yeri geliyor dinleniyorum, geziyorum, eğleniyorum. Benim kimseye zararım yok ki. Ne istiyorsam onu yaşıyorum. Herkes herkesin kötülüğünü ister hale gelmiş. Bu çok üzücü bir durum...
Ne istiyorsanız yaşayabilirsiniz tabii ama bir kuşun kanadını aksesuvar olarak kullanmak... Bu konuda ne diyeceksiniz...
- Sadece elbiseme aksesuvar olsun diye gidip ördek mi vurdurdum, hayır! Nurettin ve arkadaşları avlanmanın serbest olduğu dönemlerde ava çıkarlar. Her avcı gibi... Yine avlandıkları bir gündü. Ben de hayvanın tüylerini atmadım.
Yaz-kış bronz kalabilmek için sürekli güneşleniyor ya da solaryuma giriyorsunuz. Bu bir hastalık mı?
- Tabii ki değil. Ayrıca ben kış geldimi solaryuma falan girmem. Güneşin olduğu yere gitmeyi tercih ederim. Sema Hanım, benim vücudum güneş istiyor. Ben güneşsiz yaşayamam. Güneşi çok seviyorum. Bu yetiştiriliş tarzımla, gördüğüm şeylerle ilgili bir durum. Ben size kısacık çocukluğumdan bahsedeyim, ne demek istediğimi anlayacaksınız. Yaz mevsimi geldi mi annem arkadaşlarıyla birlikte Moda Deniz Klubü'ne gider, 10 kadın yan yana uzanır, ellerinde reflektör ile güneşlenirlerdi. Böyle bir ortamda büyüdüm. Dolayısıyla güneşi sevmem çok normal. Ama bilinçsizce değil. Dekolte ve yüz bölgeme 40 faktör koruyucu sürmeden asla güneşe çıkmam. Çıktığım zaman da saatlerce kalmam. Bakın ben bir ay, hatta daha fazla Bodrum'da kalıyorum. O bir ay içerisinde kısa aralıklarla güneşe çıkıyorum. Ve yavaş yavaş yanarak bu hale geliyorum. Sabahtan akşama kadar güneşin altında yatmıyorum.
Gazetelerde sürekli yüz üstü yatan fotoğraflarınız çıktığında ne hissediyorsunuz?
- Çok hoş bir durum değil tabii ki. Ama sırt üstü yatınca kimse beni çekmiyor. Amaçları belli.
Bu 'İkoncan' durumundan memnun musunuz peki?
- İkoncan olmak iyi bir şey mi, artık ondan pek emin değilim. Yanlış anlaşılmak istemem. Hayallerimi ve geleceğimi kurguladığım bir konuda takdir edilmek, örnek gösterilmek, beğenilmek ve takip edilmek tabii ki çok güzel bir duygu. Ancak bunun bedelini hiç hak etmediğim şekilde ödüyorum.
Bu konuyu açalım mı?
- Benden yaşça büyük bir adama aşık oldum. Bunu dünyada ilk yaşayan kadın ben miyim? Herkes gibi bir davet çıkışı görüntülenmenin dışında özel hayatımla ön planda olmamaya özen gösteriyorum. Fakat dikkatime rağmen, Nurettin (Hasman) ve ben çok ağır, yaralayan haberlere maruz kalıyoruz. Bu kadar rencide edici ve onur kırıcı üsluplar kullanmak adil mi sizce? Nurettin Hasman benim hayat arkadaşım, iyiyi de kötüyü de birlikte paylaşıyoruz. Yaşadığımız her örnekten bir ders alıyoruz. Bu dersler gün geçtikçe daha çok kendi içimize dönmemize sebep oluyor. Belki de bu sebeple duruşumuz mesafeli bir tavırmış gibi geliyor herkese. Oysa öyle bir şey yok. Ben olduğum gibiyim. Sonuç olarak insanlar hakkınızda kötü şeyler yaratıp, konuşmayı ve yazmayı seviyorlar. Günün sonunda siz kendinizden eminseniz ve kendinizi iyi, mutlu hissediyorsanız, kim ne demiş, ne düşünmüş pek de önemi kalmıyor.
Yaptıklarınızı herkes rahatça alıp giyebilecek mi? İşin içine Eda Taşpınar adı girince, insan pahalı olur diye düşünüyor...
- Hedef kitlemizi tarzına renk ve yenilik katmak isteyen, trendy, modayı takip edenler oluşturuyor. Bu koleksiyon her yaştan insanın kendi için bir şeyler bulabileceği bir çalışma. Öyle çok pahalı olmayacak. Herkes rahatlıkla giyecek ve kesinlikle daha seksi ve güzel görünecek.
Eda Hanım, ünlü markaların modellerinden esinlenmenizle de sık sık gündeme geliyorsunuz. Söz sizde...
- Hepimiz hayatımızda birçok şeyden esinleniyoruz. Bugüne kadar herhangi bir yerde elbisemin markasını, orijinal olup olmadığını konuştuğumu hatırlamıyorum. Ya da fiyatını! Taklit, eğer bu sayede bir gelir elde ediliyorsa ayıplanacak bir olgudur. Çok beğendiğim şeylerden esinlenip yarattığım, keyifle giydiğim kıyafetler çok olmuştur. Bu niye insanları bu kadar rahatsız ediyor, anlamıyorum. Kendim için bir şeyler yaratıp giymekten haz alıyorum. Ve sanıldığı gibi de kıyafetlere çok büyük paralar harcamıyorum. Her açıdan eleştiriliyorum; marka bir şey giydiğimde konu Nurettin'e bağlanıyor, kendi yaptığım bir şeyi keyifle giydiğimde ise taklitçilikle suçlanıyorum. Yine de keyif aldığım şeyleri yapmaya devam edeceğim. Eleştirilere yıkıcı değil yapıcı olduğu müddetçe açığım.
Bu yaz Bodrum'a gitmeyecek misiniz?
- Ağustos gibi gitmeyi düşünüyorum. Bodrum'a aşığım, ondan vazgeçemem. Fakat artık şöyle bir durum var; olgunlaştıkça, hayatımdaki öncelikler değişmeye başladı. Buradayım, çünkü hayalim olan bir proje için çalışıyorum. Bambaşka bir keşif bu... Deriyi tekstilmiş gibi işleyebilmenin heyecanını yaşıyorum. Aylardır çalışıyoruz bu koleksiyonun üstünde. Tamamlanana kadar da tatil yok!
Sema Denker-Hürriyet