Ağar: Abdullah Çatlı'yı Tanımam

Susurluk Kapsamında, 'Cürüm İşlemek İçin Silahlı Teşekkül Oluşturduğu' Gerekçesiyle Yargılanan Ağar, 'Mehmet Özbay Sahte Kimliğini Kullanan Çatlı'nın İsmini Duyduğunu Ancak Tanımadığını' Kaydetti.

Ağar: Abdullah Çatlı'yı Tanımam

Susurluk davası kapsamında, Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemle ilgili ''cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturduğu'' gerekçesiyle yargılanan Mehmet Ağar, ''Mehmet Özbay sahte kimliğini kullanan Abdullah Çatlı'nın ismini, Emniyet teşkilatında görev yapması nedeniyle duyduğunu ancak tanımadığını'' kaydetti. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada ifade veren Ağar, hakkındaki suçlamayı kabul etmeyerek, suçlamanın asılsız olduğunu söyledi. Değişik kademelerde de görev yaparken tamamen hukuka saygılı davrandığını, suçlamalarla ilgili yargı sürecinde de herhangi bir etkide bulunmadığını ve saygılı olduğunu kaydeden Ağar, ''Soruşturma ile ilgili ya da başka soruşturmalarla ilgili ben gündeme geldiğimde, milletvekili olduğum zaman dokunulmazlığımın kaldırılmasını istedim'' diye konuştu. Görevini yaptığı sırada, bilmeyerek, makul derecede hizmet kusuru ya da görev ihmalinin olabileceğini ifade eden Ağar, ''İddia edildiği şekilde suç örgütü meydana getirmek, yaptığım göreve, yapıma terstir. Suç örgütlerinin halen hedefindeyim, binlerce kişinin görev yaptığı teşkilatın genel müdürü olarak yaptığım görevlerden ve diğer görevlerimdeki başarılar sebebiyle siyasete girdim, kesinlikle suçsuzum'' dedi. Mahkeme Başkanı Hasan Şatır, ' 'Susurluk'' davası kapsamında yargılanan kişileri, Ağar'a ayrı ayrı sordu. İbrahim Şahin'i tanıdığını belirten Ağar, Şahin'in terörle mücadelede birçok hizmeti bulunduğunu ifade etti. Ağar, Emniyet Genel Müdürü görevindeyken, Şahin'in Özel Harekat Daire Başkanlığına başarıları dolayısıyla yükseltildiğini anlatarak, İbrahim Şahin ile bunun dışında herhangi bir ilişkisinin bulunmadığını söyledi. Ayhan Çarkın'ı, İstanbul Emniyet Müdürü ya da muavini olarak görev yaptığı dönemden tanıdığını kaydeden Ağar, bu kişi ile özel bir ilişkilerinin olmadığını ve Çarkın ile ilgili bir bilgisinin de bulunmadığını ifade etti. Ercan Ersoy, Oğuz Yorulmaz, Enver Ulu, Mustafa Altunok, Ziya Bandırmalıoğlu'nu tanımadığını belirten Ağar, Abdulgani Kızılkaya'yı ise Şanlıurfa Siverek civarına görev amaçlı gittikleri sırada, Sedat Edip Bucak'ın mahiyetinde korucu olarak tanıdığını belirtti. Ağar, Ayhan Akça'nın polis memuru olduğunu bildiğini ancak özel bir ilişkilerinin söz konusu olmadığını söyledi. Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK) ve MİT'te de görev yapan Mehmet Korkut Eken'i tanıdığını bildiren Ağar, Eken'in, 1984'te Özel Harekat Dairesi Başkanlığının kuruluş aşamalarında eğitimci olarak görev aldığını anlattı. Eken'in, Güneydoğu Anadolu'da terörle mücadele sırasında, silahlı kuvvetler ve polis teşkilatı arasındaki ilişkilerde olumlu hizmetlerde bulunduğunu belirten Ağar, Korkut Eken'in, danışman olarak büyük hizmetler verdiğini söyledi. Sedat Edip Bucak'ı tanıdığını kaydeden Ağar, şöyle devam etti: ''Babam, 1957'de Şanlıurfa Emniyet Müdürlüğü yapmıştı. O dönemden, Bucak ailesini tanıyordu. Ben 1993'te Emniyet Genel Müdürü olduktan sonra Sedat Bucak'ı tanıdım. O günlerde PKK terör örgütü, bazı milletvekillerini de aracı kullanarak, Bucak aşiretinin yanlarında değilse, en azından tarafsız kalmasını istiyordu. Bunu haber aldık. Ben de Sedat Bucak ile görüştüm. Şanlıurfa, OHAL bölgesinde değildi. Güvenlik zafiyeti olmaması için Bucak aşiretinin terörle mücadele hizmetinde yer almasında ısrar ettim. Sedat Bucak, 1980 öncesinde de devlete yardım ettiklerini ancak amcasının daha sonra cezaevine düştüğünü anlattı. 'Benim sonum da öyle olmasın. Devlet, hükümet ve TSK destek verirse mücadeleye gireriz' dedi. Ben de gerekli birimlerle görüştüm. Sedat Bucak ve aşireti devletin yanında yer aldı, birçok hizmetleri oldu. PKK terör örgütü o bölgede etkin olamadı. Yargılanırken dahi Bucak'ın korucu statüsü, yanılmıyorsam devam ediyordu.'' Ağar, Susurluk kazasında yaşamını yitiren Emniyet Müdürü Hüseyin Kocadağ'ı tanıdığını belirterek, ''Kocadağ, Hakkari ve Diyarbakır'da Özel Harekat Şube Müdürlüğü görevinde bulunmuş, Siverek'te Emniyet Amiri olarak çalışmıştı. Sedat Bucak ile arkadaşlığı bulunduğundan, Bucak aşiretinin korucu olmasıyla ilgili çalışmalarda kendisinden istifade ettik. Aşiretin koruculuğu kabul etmesinde rolü olmuştur'' diye konuştu. Ağar, Mehmet Özbay sahte kimliğini kullanan Abdullah Çatlı'nın ismini, Emniyet Teşkilatında görev yapması nedeniyle duyduğunu ancak tanımadığını kaydetti. Yaşar Öz'ü ise Tarık Ümit vasıtasıyla Emniyet Genel Müdürlüğü yaptığı sırada tanıdığını aktaran Ağar, şunları kaydetti: ''Tarık Ümit, o dönemde MİT ile çalışıyordu. Bana kaçakçılık ve uyuşturucu konusunda bilgiler vereceğini söyledi. Kendisini ilgili daire başkanına yönlendirdim. Ümit, Yaşar Öz'ün de insan ticaretiyle uğraştığını söylemişti. O günlerde PKK terör örgütü de insan ticaretinden çok miktarda para kazanıyordu. Bu konuda, faydalanmayı düşündük. Yaşar Öz, korkması sebebiyle telefonda bilgi vereceğini söyledi. Yurt dışında da bağlantıları vardı. Öz'ün verdiği telefon numaralarının dinlenilmesi sonucunda, başarılı operasyonlar yapıldı.'' İstanbul'da, Yaşar Öz'ün gözaltına alındığının kendisine bildirilmesinin ardından, İstanbul Emniyet Müdürlüğünü arayarak, ''suç teşkil eden bir eylemi yoksa Öz'e yardımcı olunmasını'' istediğini kaydeden Ağar, ''Çünkü o dönemde Öz'den istihbarat alıyorduk'' dedi. Tarık Ümit'in kaybolmasının ardından, MİT'te daire başkanı olan Mehmet Eymür'ün, kendisini arayarak, ''Tarık Ümit'in kaybolmasında polislerin ilgisi olabilir'' dediğini anlatan Ağar, ''Ben, 'polisin olayla ilgisi olacağını sanmıyorum ama araştırayım' dedim. İstanbul Emniyet Müdürlüğüne sordurdum. Tarık Ümit'in kaybolması konusunda Emniyet Teşkilatından herhangi bir görevliye müracaat olmadığını öğrendim. Daha sonra Eymür beni aramadı. Ben de konuyu kendilerinin çözdüklerini düşündüm'' diye konuştu. Ağar, Yaşar Öz ile Mehmet Özbay adını kullanan Abdullah Çatlı'ya silah ruhsatı verilmesiyle ilgili herhangi bir yetkisinin ve bilgisinin bulunmadığını söyledi. Kumarhaneci Ömer Lütfü Topal'ın öldürüldüğü sırada, İçişleri Bakanı olduğuna işaret eden Ağar, olayla ilgili bazı polis memurlarının adının şüpheli olarak geçtiğini ifade etti. Bu konuya ilişkin İstanbul'da gerekli işlemlerin yapıldığını ancak herhangi bir bağ tespit edilmediğini belirten Ağar, konunun, idari yönden de soruşturulmasını istediğini kaydetti. Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Kemal Yazıcıoğlu'nun, bu konuyu TBMM'deki Soruşturma Komisyonu'nda ve mahkemede aynı şekilde anlattığını anımsatan Ağar, Ömer Lütfü Topal'ın öldürülmesinden sonra suç olarak değerlendirilebilecek hiçbir eyleminin söz konusu olmadığını söyledi. Ağar, ' 'Susurluk'ta kaza yapan otomobilde ele geçtiği ve Emniyet Genel Müdürlüğü zimmetinde olması gerektiği söylenen silah ve mermilerle ilgili herhangi bir bilgisi ve talimatının bulunmadığını'' ileri sürerek, ''Emniyet Genel Müdürlüğünün idari yapılanmasına göre bu silah ve mermilerin kimler tarafından teslim alınıp verileceği bellidir. Sorumlular hakkında soruşturma yapıldı diye hatırlıyorum. Bana bu konuda hiçbir soru sorulmamıştır. Çünkü konunun benimle hiçbir ilgisi olamaz'' ifadesini kullandı. En zor dönemlerde kendisine verilen görevleri layıkıyla yerine getirdiğini, hukuk ve kanundan ayrılmadığını belirten Ağar, ''Vicdanım rahat, beraatıma karar verilmesini istiyorum'' diye konuştu. Ağar, yazılı olarak da savunmasını mahkemeye daha sonra sunacağını söyledi. Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, yazılı savunmasını hazırlaması için Ağar'a süre verilmesini istedi. Avukatları ise müvekkilleri Ağar'ın, duruşmalardan vareste tutulmasını talep etti. Mahkeme Heyeti, Ağar'ın duruşmalardan vareste tutulmasına ve yazılı savunmasını hazırlaması için süre verilmesine karar vererek, duruşmayı erteledi.







Reklam